25 Aralık 2011 Pazar

ELEMENT KAVRAMI


     Kimyanın bir bilim dalı olarak gelişimi geçtiğimiz 300 yılda gerçekleşmiştir. Fakat insanların maddenin doğasını anlama ve değiştirme isteği binlerce yıl öncesine dayanmaktadır.
     İnsanlar eski çağlarda; internet, lcd televizyon, küresel ısınma hatta dünyanın bir küreye benzediğinden habersiz oldukları dönemlerde bile, çevrelerinde olan bitenleri, yaşadıkları dünyaya hakim olan güçleri açıklama ihtiyacı hissetmişlerdir. Bunun sonucu olarak hayal gücü tüm insanlığı ele geçirmiş, insanlar kendi mitlerini yazmış, hatta kendi yazdıkları hikayelerin esiri olmuşlardır.


    Element kavramı ilk kez M.Ö. 18. yy'da yazılmış olan "Enuma Elis"te; Babil mitolojisinde karşımıza çıkmaktadır. Bu yazıtlarda dünyada deniz, toprak, gökyüzü, ateş ve rüzgar olmak üzere beş elementin hüküm sürdüğü öne sürülmektedir.
     İnsanlar ilk dönemlerde deney yapmaksızın, yalnızca gözlemlerine dayanarak maddenin yapısı ve özellikleri ile ilgili fikirler ortaya atmışlardır. İlk ortaya atılan fikirler tüm maddelerin temelini oluşturan bir ana maddenin  (temel tözün) bulunduğu yönündedir.
     M.Ö. 500'lerde Miletos'ta yaşayan Thales dünya üzerindeki ilk filozof olarak kabul edilmektedir.

     Thales bütün maddelerin temelinde suyun bulunduğunu söylemiştir. Yeryüzü suyun üzerine kurulmuştur, çevremizdeki tüm maddeler su elementinden türetilebilir.
     İlerleyen yıllarda Miletos'lu Anaksimandros, Thales'in fikrine karşı çıkarak evrendeki temel tözün su ya da bilinen başka bir element olamayacağını öne sürmüştür. Herşeyin temelini oluşturan maddenin sonsuz miktarda bulunması gerekir. Eğer doğadaki elementlerden biri temel töz olsaydı, diğer tüm elementleri egemenliği altına alırdı. Bu durumda ana element dışındaki tüm maddelerin yokolması gerekirdi. Oysa doğadaki tüm elementler biribirine karşıt özelliklere sahiptir ve aralarında bir denge bulunur. Temel töz bu evrensel karşıtlıkta tarafsız davranacak, bilinenlerin dışında bir madde olmalıdır.
     M.Ö. 400'lere gelindiğinde Anaximenes her şeyin temelinde havanın bulunduğunu öne sürmüştür. Hava tüm yeryüzünü çevreler. Vücudumuzu bir arada tutan kuvvet, bize yaşam veren soluğumuz havadır.
     Havanın süzülmüş, inceltilmiş hali ateştir. Eğer hava yeterince sıkıştırılırsa önce suya, sonra toprağa ve taşa dönüşür. Günümüzdeki bilgilerimiz de Anaximenes'in fikirlerini kısmen doğrulamaktadır. Gazlar yüksek basınç altında sıvılaştırılabilir hatta katı hale gelene kadar sıkıştırılabilirler.
     Xenophanes her şeyin toprak ve sudan meydana geldiğine inanıyordu.
     Herakleitos ise ateşi temel töz sayıyordu. Herşeyin, yanan bir maddenin alevleri gibi başka bir şeyin ölümüyle doğduğunu düşünüyordu. Ona göre dünya karşıt kuvvetlerin dengesi üzerine kuruluydu. "Her gün yenidir güneş" sözünden de anlaşılacağı üzere, maddenin sürekli bir değişim içerisinde olduğunu düşünmekteydi.
Herakleitos'a göre insan ruhu ateş ve sudan oluşmaktadır. Ateş, soylu ve bilge olan yönümüzü; su ise soysuz, zayıf, zevk düşkünü yönlerimizi simgeler.
     Aynı yüzyılda yaşayan Anaksagoras, maddenin sonsuz ölçüde bölünebileceğini, elde edilecek en küçük taneciklerin bile tüm elementleri yapısında barındırdığını öne sürdü. Elementlerden hangisinin miktarı fazlaysa, madde ona benzemeliydi.
     M.Ö 440 yılında tarih sahnesinde yerini alan Empedokles tüm bu fikirler için birleştirici bir rol oynamıştır. Doğada ateş, su, toprak, hava olmak üzere dört element bulunmaktadır. Bu elementler farklı oranlarda birleşerek çevremizdeki maddeleri oluştururlar.
     Bu elementleri etkileyen iki kuvvet vardır; sevgi ve çatışma. Sevgi maddeler arasındaki çekim kuvvetlerini, elementlerin bir araya gelmesini, çatışma ise maddenin parçalanmasını ve bileşenlerine ayrılmasını simgeler. Bu iki kavram günümüzdeki kimyasal bağ kavramına karşılık gelmektedir.
     Empedokles aynı zamanda suyun içerisine ters çevirilerek batırılan kovanın içerisine suyun dolmadığını gözlemlemiş, buna dayanarak havanın yalnızca boşluk değil, aynı zamanda bir madde olduğunu kanıtlamıştır. Bu örnekte de görüleceği gibi ortaya atılan çoğu teori oldukça basit ilke ve gözlemlere dayanmaktadır.
     Her element farklı bir takım niteliklere sahiptir. Ateş kuru ve sıcak, toprak kuru ve soğuk, su ıslak ve soğuk, hava ıslak ve sıcaktır.
     Aristo bu dört elemente bir yenisini, "eter"i eklemiştir. Dört element bozunabilir ve kararsız maddelerdir. Gökyüzündeki cisimler ise bu kadar değişken değildir. Bu nedenle yıldızlar başka bir maddeden, Aristo'nun değişiyle "eter"den oluşmalıydı.
   
     Orta çağa gelindiğinde elementler listesine ilk olarak sülfür, cıva ve tuz eklenmiştir.
     Rönesans döneminde, kendisinden daha basit maddelere dönüştürülemeyen tüm maddeler element kabul olarak edilmiştir. Pek çok element bu dönemde tanımlanmış ve saflaştırılmıştır. Fakat o dönemde bileşenlerine ayrılamayan kireç, şap gibi maddeler uzun süre element olarak kabul görmüştür.
     Günümüzde ise element; tek cins atomdan oluşan, hiç bir kimyasal ayrıştırma yöntemiyle kendisinden daha basit maddelere dönüştürülemeyen saf madde olarak tanımlanmaktadır.
     116 farklı element bilinmektedir. Bunlardan 92 tanesi doğada bulunmakta, geri kalanlar yalnızca laboratuar ortamında oluşturulabilmektedir.
     Günümüzde kabul edilen elementler, geçmişte sanıldığı gibi her şeyin temelini oluşturan en küçük tanecikler değildir. Atomların yapısını oluşturan çok daha küçük taneciklerin varlıkları günümüzde deneylerle ispatlanmıştır. Maddenin en fazla ne kadar bölünebileceği sorusu ise hala gizemini korumaktadır.


2 yorum:

  1. Asıl olan. vakanın eşyadaki özellikleri ile olan ilişkileridir.
    http://namenstraat8bredahollanda.blogspot.nl/2016/01/asl-nedir1-kok-esas-temel-kaide-asl.html?spref=fb

    YanıtlaSil
  2. Elektromanyetik dalgalar üzerine birçok deneyin yapıldığı Alaska’daki HAARP tesisi, uçaklar için çok tehlikelidir. Bu yüzden HAARP tesislerinde,uçak kontrol sistemi kurulmuştur.Herhangi bir uçağın yaklaşması durumunda antenlerin faaliyetleri otomatik olarak durdurulmaktadır. HAARP fikrinin temeli olan Nicola Tesla, iyonosfer’e gönderdiği radyo frekanslarının kuvvetli bir şekilde geri döndüğünü fark etmiş ve bunun üzerine çalışmıştır. Çalışmanın ana işlevi;iyonosfere doğru çok yüksek radyo frekansları göndermektir. HAARP tam 180 kablodan oluşur ve toplamda 36 Milyon Watt enerji açığa çıkarır.ABD’de ise bir elektrik santrali sadece 52 bin Watt kullanabilmektedir.Bu projenin gücü,burada çok daha iyi anlaşılır. HAARP, gelişen Teknoloji ile ileride çıkacak olası savaşlarda kullanılabilecek en önemli ve çok tehlikeli bir silahtır.Bu nedenle Rusya başta olmak üzere,birçok ülke,ABD’den HAARP proje çalışmalarını durdurmasını talep etmiştir.Proje aynı zaman’da canlılar üzerinde de büyük zararlar vermektedir. HAARP’in oluşturduğu ELF sinyalleri; Davranışsal, Sinirsel bozukluklar, Embriyonik dokuda tahrip,katarakt,metabolizma değişiklikleri,kan yapısının bozulması,bağışıklık sisteminin çökmesi vb. gibi canlılar/insanlar üzerinde tehlikelere yol açabiliyor.
    ***
    http://namenstr8bredaholland.blogspot.nl/2017/01/element-nedir-elementin-ozellikleri.html
    https://anetteinselberg.com/2017/01/10/titresimlerin-sirrini-cozen-kainatin-sirrini-cozer-nikola-tesla/comment-page-1/#comment-7295
    https://www.facebook.com/hipnozinfo/videos/vb.115834611761532/10150169609418321/?type=2&theater
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Periyodik_tablonun_tarih%C3%A7esi
    http://kimyaakademi.blogspot.nl/2011/12/element-kavrami.html
    https://www.linkedin.com/pulse/haarp-durmu%25C5%259F-yildiz/

    YanıtlaSil